<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564</id><updated>2012-01-02T13:27:52.554-08:00</updated><title type='text'>GÜNCE</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>23</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-4768107792302771609</id><published>2008-04-04T12:51:00.000-07:00</published><updated>2008-04-04T12:52:17.076-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3366ff;"&gt;OSMAN EFENDİ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3366ff;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır. İlaç alır geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak sürer. Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya başlar.&lt;br /&gt;Başka doktorlar çağrılır... Osman Efendi Uşak'ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder. Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul'a götürmeye karar verirler.&lt;br /&gt;İstanbul'da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır... Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zurih'e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.&lt;br /&gt;Sonuç:&lt;br /&gt;Osman Efendiye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman Efendiye ağrı kesici iğneler verilir, altmışlarını suren adamın ülkesine dönüp "dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini -evinde- geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader" denilir, Uşak'a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar. Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendinin eski berberi Berber Mehmet çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendiyi tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.&lt;br /&gt;Berber Mehmet bir an düşünür? Beyim? der,  Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın. Bir bakar, Hah işte der "Kıl dönmüş." Osman Efendinin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendinin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.&lt;br /&gt;Osman Efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır ve ona bir servet bağışlar.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;Bu Yazıdan Çıkartılacak Sonuçlar :&lt;br /&gt;1. Her konuda Berber Mehmet efendilerin fikirleri olabilir, dinlemek gerek.&lt;br /&gt;2. Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.&lt;br /&gt;3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-4768107792302771609?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/4768107792302771609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=4768107792302771609' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/4768107792302771609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/4768107792302771609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/04/osman-efendi-osman-efendi-bir-sabah.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-35878219931792029</id><published>2008-03-25T14:22:00.000-07:00</published><updated>2008-11-13T09:20:17.150-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R-ltq-QvDsI/AAAAAAAAAv8/Y8GlLsta9rE/s1600-h/IMG_0037.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181793431301590722" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R-ltq-QvDsI/AAAAAAAAAv8/Y8GlLsta9rE/s320/IMG_0037.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Okumak çağımızda nitelikli yaşamın en önemli araçlarından biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okuma alışkanlığı, insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçası olarak süregelmiştir. Tarihte büyük işler yapmış, milletlere yön vermiş kişilerin çok kitap okuduklarını ve büyüklüklerini bir yerde kitap okumaya borçlu olduklarını görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap bilginin ve tecrübenin toplandığı, insanların gelişmelerinin ve yeniliklerinin biriktirildiği bir kilitsiz kumbaradır. Bu kumbaradan istifade etmemiz için açıp içindeki bilgileri kullanmamız gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihte büyük işler başarmış insanlar işte bu kumbaradan çok iyi istifade etmiş. İçindeki bilgileri çok iyi kullanmış ve geliştirmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medeniyetlerin kurulmasında ve büyümesinde en önemli şey bilgidir, kitaptır. Yani kitaba verilen değerdir. Bir ülkenin insanları ne kadar çok kitap okuyorsa medeniyete katkıları ve gelişmişlik düzeyleri de ona göredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuklunun kurulmasında Alparslan ne kadar önemli ise Nizamül Mülk de o kadar önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlının büyümesinde Osman Bey ne kadar önemli ise Edebali’de o kadar önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavuz Sultan Selim’i yavuz yapan sadece cesareti değil, onun kitaplarla olan diyalogunun da çok iyi olmasında aranmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal Atatürk siyasi ve askeri dehasını harp meydanlarında dahi kitap okuyacak kadar kitap sevgisine borçludur. Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devleti kurmak ve dünya devletlerinin gözü önünde böylesine büyük savaşları vererek kazanmak çokta kolay bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya gibi Japonya gibi devletlerin ikinci dünya savaşında yerle bir olduğunu ancak günümüzde ekonomik ve sosyal yönden bizden daha iyi durumda olmasının açıklanabilir bir tek özellikleri vardır. O da çok iyi bir kitap okuru olmalarıdır. Japonya’da ayakta kitap okumanın bile bir adı vardır ve bu sözlüğe geçmiştir. “taşiyomi” diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40 ülke arasında yapılan bir araştırmada ülke insanların günlük okuma oranlarını araştırmışlar. Sonuç bizim açımızdan çok kötüdür. Araştırmaya göre Almanya 24 dakika ile birinci gelirken aynı sıralamada Türkiye’deki oranın 12 saniye olduğu görülmüştür. Hatta Almanya’da kişi başı günlük okuma süresi 18 dakikaya düştüğünde Alman Devleti okuma seferberliği ilan etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek şudur ki, millet olarak gerçekten bir şeyler yapmak ve devletimizi daha ileriye götürmek, birey olarak daha iyi bir ortamda yaşamak istiyorsak kitaplarla dostluğumuzu geliştirerek sımsıkı bir bağ kurmamız gerekmektedir. Umarım bu bağın kurulmasında hepimiz için “Kocasinan Okuyor” programı bir başlangıç olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde SON SÖZ olarak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Okumak için üç günün var; dün, bugün, yarın.&lt;br /&gt;Dün geçti, yarının geleceği meçhul,&lt;br /&gt;öyleyse bugünün kıymetini bil&lt;br /&gt;ve hemen okumaya başla! ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi okumalar dileğiyle…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-35878219931792029?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/35878219931792029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=35878219931792029' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/35878219931792029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/35878219931792029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/03/okumak-amzda-nitelikli-yaamn-en-nemli.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R-ltq-QvDsI/AAAAAAAAAv8/Y8GlLsta9rE/s72-c/IMG_0037.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-2746996741883738231</id><published>2008-02-22T13:01:00.000-08:00</published><updated>2008-02-22T13:03:52.155-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;                                                           &lt;span style="font-size:130%;color:#3366ff;"&gt;&lt;strong&gt; SOSYOLOJİK BİR YAZI&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Ülkemize televizyonun ilk geldiği yıllarda, toplumun bazı kesimleri değişik vesilerle televizyona karşı çıkmışlardır. Bu kesimler, acımasız  bir şekilde  teknoloji  düşmanlığıyla suçlanmışlardı.O gün  suçlayanlar  da suçlananlarda  bugün  aynı  noktada  buluşarak  televizyonun  faydalı  mı?  yoksa   zararlı  mı?   olduğunu  tartışmaktadırlar.Bence geç kalınmış  bir tartışmadır bu.&lt;br /&gt;        Bir fenomen  olarak  karşımızda  duran  televizyonun  faydalı  yönlerinin  olduğu mutlaktır.Çünkü,dünyayı ve  olayları  onun  penceresinden  izliyoruz  ve  olaylardan  anında  haberler  alıyoruz.Dünyanın  bir köy haline  gelmesi  böyle bir şey olsa gerek.televizyon  bir  kültürlenmede  meydana getiriyor.Eylence   kültürümüz artıyor. (!)  Problemlerin yoğun olduğu bir  çağda    ve  dünyada  belki de   tek neşe kaynağımız  televizyondur.Bu yüzden evlerimizin  en güzel köşesini   ona ayırıyoruz. Sadece  evlerimizin  köşesini değil  en  güzel  zamanlarımızı   da  hatta  çocuklarımıza  ayırmadığımız kadar.  &lt;br /&gt;         Televizyonun  yukarıda  belirttiğimiz  faydaları  olduğu  gibi  sayılmayacak  kadar  zararlarıda  vardır.Bir düşünür  der  ki “Ana   babanın   sözünden  çıkmayanlar benden  uzak  dursunlar.”  Televizyonda  bu  gün   aynı  düşünceleri topluma  empoze ediyor.Gençler ;ana,baba  ve  öğretmenlerini  dinlemiyor. Asileştikçe asileşiyor.Yapılan yayınlarla ve dikle  edilen  hayat tarzlarıyla  gençler   bunalıma   sürükleniyor  ve  göreli  bir yoksunluk  duygusu  yaşıyorlar. Renkli  hayatlar,pempe  taplolarla  süslenerek, geçler  reel  olmayan  bir hayata   özendiriliyor.Sonunda  da  içinden  çıkamayacakları  bir ruh haline  bürünüyorlar .İletişim  çagında,  iletişim kuramıyor  ve beyaz   lahanalar  gibi   kendi   dünyalarına  kapanarak    yalnızlaşıyorlar. Yine  gençlerin ; kendisini   özdeşleştirdiği  ve idol olarak kabul ettiği  karakterler  ( farkında  olarak  yada  olmayarak)   gençliği ve  geleceği   sonu  belli  olmayan  maceralara  sürüklemektedirler.  İdealleri  yok olan hayatı  kolay  kazanmak isteyen  zevkin  duvarlarını  yıkmış , eli bıçaklı  , gözü  kara ve  kavgadan  meded  uman,   bir sürü  yığınlar  karşımıza  çıkıyor.&lt;br /&gt;            Toplumun  beklediği erdemli   davranışlar yerini  racon  kesmelere bırakıyor. Hatta daha da ilerleyerek kafa kesmelere  kadar gidiyor. Bunlar işin psikolojik yönü,toplumsal boyutu ise çok daha kötü sonuçlar doğurmaktadır.&lt;br /&gt;            Televizyon evlerimizin bütün duvarlarını yıkarak, aile hayatını tüm çıplaklıyla gözler önüne seriyor. Ailenin mahremiyeti ve kutsallığı kalmıyor, hatta aileler parçalanıyor. Buda:ruhlarda tamiri imkansız yaralar açıyor. Değerler alt üst ve beyinlerimizdeki kıvrımlar yok oluyor insanı duygusal ilişkileri zayıflamış menfaate dayalı çıkar ilişkileri  yerleşmiştir. Toplumda  bir  mekanikleşme ve müthiş bir kirlenme yaşanmaktadır. Toplumu ayakta tutan kutsallar önemini yitirmiş,  insanlar  yönünü kaybetmiş ve çıkış yolu arayan bir toplumla  karşı karşıyayız.Tabi bunları  yazarken televizyonu hepten kötülemek amacında                         değiliz. Ayrıca televizyon eleştirmeni  de değiliz. Ancak  yapılan programlarda ve izlediğimiz yayınlarda yanlış tercihler yaptığımızda kesin. Programlar hazırlarken toplumun yapısı ve gerçekleri de dikkate alınmalıdır. Yani  ayrıştırıcı değil  birleştirici, özendirici değil öğretici, kışkırtıcı değil yatıştırıcı , uyutucu değil sorgulayıcı ve zihinleri kirletici değil berraklaştırıcı programlar yapılmalıdır. Toplumun farklılıkları bir zenginlik olarak buket halinde topluma tekrar sunulmalıdır. Ayrıca bir maliyet hesabı yapılmalı yani toplum olarak    ödeyeceğimiz  faturalar dikkate alınarak    hazırlanmış  olan programları   yayınlamak ve izlemek sanırım   daha  yerinde olacaktır.&lt;br /&gt;            Hiçbir şeyin      için erken hiçbir şey  için  geç değildir.  Sorunlar  belli   ise   çözümleri    de bellidir.  Buda  eğitimle  mümkündür. Eğitim ordusunun  mensupları  olarak  bizlere bir çok görev düşmektedir. Okumadan düşünen,düşünmeden konuşan,çalışmadan kazanan ve  üretmeden tüketen  nesle fenerler yakmalıyız.Onlara  ufuk verip  kendi geleceklerini  tayin etmelerini  sağlamalıyız.Mum gibi  gençlerin  hem içini  hem de   dışını  aydınlatmalıyız. Onlara   değerleri  inançları   benimsetmeli akıl ve ilmin ışığında  yürümeyi  öğretmeliyiz. &lt;br /&gt;           Ruhlarındaki temiz duyguları keşfedip, kirletmeden bir kilim deseni gibi nakış nakış işlemeliyiz. Kötü alışkanlıkların izlerini de silmeliyiz.Bunları yapmak  için mevcut sahneleri  ve dekorları yıkıp  yerine yenilerini inşa etmeliyiz.Bunu da yapamıyorsak  tarihsel algılarımızı  canlandırıp  tarihin derinliklerinde  ki toplum  önder ve liderimizi gençlere hatırlatmalıyız.Fatihleri,Yavuzları, Mevlanaları ,Yunus Emre ve Mustafa Kemalleri… Gençlerin içinde bulunduğu psikolojiyi iyi okuyup onların  dünyasına inerek, onları anlamalıyız. Onlara kurtarıcı bir şekilde  ellerimizi uzatmalıyız.Aksi halde basın yayın  organlarında ‘okul önlerinde kavga’’okulda öğretmen bıçaklandı ’ve ’okullar çete yuvası’  gibi haberleri dinlemeye  ve  aynı filimler tekrar ,tekrar  izlemeye devam ederiz.Bunun içinde yüce olanı  bir kere daha ayağa kaldırmalı ve yıkılmayan sapa  sağlam fikirlerle gençleri donatmalıyız.Kendine güvenen geleceği şekillendirecek  ruh ve manaya sahip, diklenen değil  ancak dik durmasını bilen gençler yetiştirmeliyiz.Belkide her şeyden önemlisi, onlara yaşama  ustalığını öğretmeliyiz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Bütün bu hayalini kurduğumuz  gençliğe ulaşmak için  bize düşen en önemli görev de öğrencilere sonsuz  bilgilerin kapılarını açmak değil sonsuz yanlışların kapılarını kapamak olacaktır, herhalde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                 &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;                                                              &lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-2746996741883738231?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/2746996741883738231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=2746996741883738231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/2746996741883738231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/2746996741883738231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/02/sosyolojik-bir-yazi-lkemize.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-2640205614206735731</id><published>2008-02-11T12:37:00.000-08:00</published><updated>2008-02-11T12:42:39.618-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çok samimi  dosttular. Biri çok kurnaz, atılgan ve hareketli, diğeri ise tam tersine saf, dürüst  ve sessizdir.&lt;br /&gt;Bir gün kurnaz olanı, arkadaşının yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir.&lt;br /&gt;Bir süre sonra kurnaz olanı yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu  nişanlısını çok beğendiğini söyleyerek onu kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez. Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki, arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir.&lt;br /&gt;Zaman içinde saf olanın işleri bozulur ve aklına ilk olarak arkadaşı gelir... “Ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım” diyerek arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesi teklifinde bulunur. Ama çok güvendiği arkadaşı  ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner, ama yine de arkadaşına çok fazla kızamaz. Ne de olsa piyasada  yapabileceği bir sürü iş vardı.&lt;br /&gt;Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta yaşlı bir adam yaklaşır. Yaşlı adam, fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık zengin olmuştur. Birazda sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve orya yerleşir. Yine bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar, yaşlı kadın çok aç olduğunu söyleyerek adamdan yemek ister. Kahramanımız hiç düşünmeden kadını içeriye alır. Karnını bir güzel doyurur. Kimsesi olmadığını öğrendiği kadına kendisinin de yalnız olduğunu söyler ve ekler : “Bu evde birlikte yaşayalım, sen evin işlerini görür, yemeklerini yaparsın; ben de senin giderini karşılar ve sana bakarım.”&lt;br /&gt;Yaşlı kadın hiç düşünmeden teklifi kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl bulabileceğini bilmediğini, kendisinin istediği nitelikleri taşıyan bir kız bulamadığı söyler. Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kızı kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Saf adam yaşlı kadının tanıştırdığı kızla görüşür, onu beğenir, sonunda evlenmeye karar verir ve düğün davetiyelerini bastırır.&lt;br /&gt;Bizimki kırgın olduğu halde, bir zamanlar çok samimi olduğu dostunu unutmamıştır... Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir. Düğün günü gelip çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrofonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya:&lt;br /&gt;- Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi. Elimdeki bütün parayı ona verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek de olsa, dostluğumuzun hatırına onu da kendisine verdim. Çünkü biz gerçek dosttuk ve onun üzülmesini istemedim. Sonra işlerim bozuldu işsiz kaldım. Aklıma ilk o geldi, fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Ama ne yazık ki bana iş  vermedi. Çok üzüldüm, ama yine de arkadaşıma kızmıyorum. Çünkü biz gerçek dosttuk.&lt;br /&gt;Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz. Bu kez mikrofonu o eline alır ve başlar konuşmaya:&lt;br /&gt;- Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi. Sonra  ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını bana verdi. Nişanlısını istememin sebebi o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı, çünkü o aslında bir hayat kadınıydı. Kendisi çok saf olduğu için  arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım. İşleri bozulduğunda gelip benden  iş istedi. Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden ona fabrikamda iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi. Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için annemi ona ben gönderdim. Şu anda evlenmek üzere olduğu kız benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmeye ben ikna ettim.&lt;br /&gt;Son bir gayretle arkadaşına dönen kurnaz adam, konuşmasını gözyaşları içinde şu cümleyle tamamlar :&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-Her şey senin içindi...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3366ff;"&gt;ESKİDEN İYİLİK YAPARLAR, SÖYLEMEZLERDİ.&lt;br /&gt;SONRA HEM YAPMAYA, HEM SÖYLEMEYE BAŞLADILAR.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3366ff;"&gt; ŞİMDİ İSE YALNIZ SÖYLÜYORLAR...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-2640205614206735731?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/2640205614206735731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=2640205614206735731' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/2640205614206735731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/2640205614206735731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/02/ok-samimi-dosttular.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-2676376666037662079</id><published>2008-02-05T12:16:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:17.539-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6jFgawEyXI/AAAAAAAAAto/F8PTm4f2rSc/s1600-h/turn.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5163594133507721586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6jFgawEyXI/AAAAAAAAAto/F8PTm4f2rSc/s320/turn.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;SADAKO ‘ NUN KAĞITTAN TURNA KUŞLARI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sadako Sasaki, 6 Ağustos 1945’te , ABD’nin Hiroşima ‘ya attığı atom bombasının yüzbinlerce kurbanından sadece birisi… Yeryüzünün gördüğü en büyük kıyım gerçekleştiğinde , Sadako iki yaşındadır. O kara günde Sadako ölmez; 12 ’ sine kadar da sağlıklı yaşar. Okulun koşu takımındadır ve yaşam dolu, başarılı bir çocuktur. 1955’ te ‘radyoaktif yağmurun’ etkisiyle atom bombası hastalığına yakalanır ve ölümle pençeleşmeye başlar. Artık hastanededir ve hastalığının çaresi de yoktur. Çevresi de , kendisi de bilir kurtuluşun olmadığını . Sadako ‘yu hastane odasında ziyaret eden arkadaşlarından birisi , kendisine altın renginde bir turna kuşu hediye eder.Sonra ona ‘Kağıttan Bin Turna Kuşu’ efsanesini anlatır.Bu Japon efsanesine göre , eğer hasta birisi kağıttan bin turna kuşu yaparsa Tanrı bu kişinin dileğini gerçekleştirir ve onu sağlığına kavuşturur.Arkadaşları oyalanması için Sadako’ ya kağıttan bin turna kuşu katlamasını söylerler. Japonca’da ‘turna’ yani ‘Tsuru’ uzun yaşamı, ümidi ve mutluluğu ifade eder. Ve Sadako, büyük bir umutla kağıttan turnalara verir kendini.Yüz, ikiyüz, üçyüz, beşyüz… Günlerce uğraşır, tam 644 turna kuşu katlar. 645.’ ye ömrü yetmez ve Sadako , 25 Ekim 1955 günü bin turnayı katlayamadan yaşama veda eder.Bin turnayı yapabilseydi kurtulacak mıydı bilinmez; ama o inanmıştır turnalara.Şöyle konuşur onlarla: “ Kanatlarınıza huzur yazacağım, böylece tüm dünyada uçabileceksiniz.” &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6jFN6wEyWI/AAAAAAAAAtg/79Cyh6xZe0M/s1600-h/turna.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5163593815680141666" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6jFN6wEyWI/AAAAAAAAAtg/79Cyh6xZe0M/s320/turna.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sadako’nun arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp bin turnayı tamamlar ve onunla birlikte toprağa gömerler. O günden bu yana turna , barışın ve nükleer silahsızlanmanın uluslararası sembolü olur.Sadako’ nun ölümünden sonra , onun adına bir anıt dikilmesi için kampanya başlatılır. Anıt , 1958’ de Hiroşima’ daki Barış Parkı’na dikilir. Efsanevi Horai Dağı’nı simgeleyen kaidenin tepesinde Sadako, kollarını açmış, altın sarısı turnasını tutmaktadır. Anıtın çevresini, her yıl 6 Ağustos Barış Günü’nde , Japonya’dan ve tüm dünyadan gönderilen binlerce rengarenk kağıttan turnalar süsler. Heykelin kaidesine dünya çocuklarının ortak dileği kazınmıştır: “ Bu bizim yalvarışımız , bu bizim duamız. Dünyada barış istiyoruz.”&lt;br /&gt;Savaşın yakıcılığı ve yıkıcılığı , atom bombasının insanlık onurunu yok eden ölümcül etkileri… Ve en önemlisi küçücük bir kızın yaşama tutunma çabası, turnaların kanadına asılı kurtulma düşleri…&lt;br /&gt;Savaşa , bombalara lanet ediyorum şimdi,umuda bin elle sarılıyorum.Ve turna kuşları katlamaya başlıyorum kağıttan. Turna katlamak kolay değil o kadar , umut gibi zor… Gerçi turnalar çoğaldıkça umudum artıyor. Ama Sadako o küçük kız, o küçük kahraman yok şimdi..&lt;br /&gt;Ve hafızama nakış nakış işleniyor,bir barış heykeli gibi kazınıyor Sadako. Elinde altın sarısı turnasını tutuyor Barış Parkı’nda.&lt;br /&gt;Ve Barış bir dua olup yükseliyor yüreğimden :&lt;br /&gt;Bir daha asla! Dünyanın hiçbir yerine bombalar atılmasın ve hiçbir çocuk ölmesin…&lt;br /&gt;Ve kağıttan turna kuşu katlamayı öğretmek istiyorum öğrencilerime :&lt;br /&gt;Ömür boyu barışa ve umuda sımsıkı sarılmaları için…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Alper İbrahim BİŞKİN&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-2676376666037662079?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/2676376666037662079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=2676376666037662079' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/2676376666037662079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/2676376666037662079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/02/sadako-nun-kaittan-turna-kulari-sadako.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6jFgawEyXI/AAAAAAAAAto/F8PTm4f2rSc/s72-c/turn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-6794136850799602271</id><published>2008-02-05T12:06:00.000-08:00</published><updated>2008-02-05T12:11:46.206-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ŞEYH EDEBALİ'NİN&lt;br /&gt;OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSU VE&lt;br /&gt;DAMADI OSMAN GAZİ'YE VASİYETİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ey Oğul, artık Bey'sin!&lt;br /&gt;Bundan sonra öfke bize, &lt;span style="color:#3366ff;"&gt;uysallık sana.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Güceniklik bize, &lt;span style="color:#3366ff;"&gt;gönül almak sana.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Suçlamak bize, &lt;span style="color:#3366ff;"&gt;katlanmak sana.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Acizlik bize,&lt;span style="color:#3366ff;"&gt; hoş görmek sana.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Anlaşmazlıklar bize, &lt;span style="color:#3366ff;"&gt;adalet sana.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Haksızlık bize, &lt;span style="color:#3366ff;"&gt;bağışlamak sana...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz.&lt;br /&gt;Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın.&lt;br /&gt;Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı.&lt;br /&gt;Allah yardımcın olsun...&lt;br /&gt;Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın !&lt;br /&gt;Ama; bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-6794136850799602271?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/6794136850799602271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=6794136850799602271' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6794136850799602271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6794136850799602271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/02/eyh-edebalinin-osmanli-devletinin.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-1582681706398439070</id><published>2008-02-02T13:20:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:17.834-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6Te-qwEyDI/AAAAAAAAArU/F-g0vOpY5Zk/s1600-h/r%C3%BCyaa.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162496241082615858" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 171px; CURSOR: hand; HEIGHT: 164px" height="206" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6Te-qwEyDI/AAAAAAAAArU/F-g0vOpY5Zk/s320/r%C3%BCyaa.jpg" width="201" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3366ff;"&gt;&lt;strong&gt;KISSADAN HİSSE&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İKİ RÜYA ARASINDAKİ FARK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Zamanın birinde iki kardeş varmış. Büyük olanı kocaman bir çiftliğin sahibi ve köyün ağasıymış. O kadar zenginmiş ki zenginliği başka memleketlerde dahi dillerde dolaşırmış.&lt;br /&gt;Kardeş ise ağabeyinin çiftliğinde karın tokluğuna kar-kış, sıcak-soğuk demeden çalışırmış.&lt;br /&gt;Ortalığın sıcaktan cayır cayır yandığı bir yaz günü küçük kardeş yorgunluktan bitap düşmüş ve bir ağacın gölgesinde uyuyakalmış.&lt;br /&gt;Çok geçmemiş ki ağabeyi kardeşini, ayağındaki koca potinleriyle sert bir biçimde dürterek "Kalk iş zamanı uyunur mu? Çalışmayana bedava ekmek yok." Diyerek uyandırmış. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6TfTawEyEI/AAAAAAAAArc/xVQOWdIbZHc/s1600-h/r%C3%BCya.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162496597564901442" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 131px; CURSOR: hand; HEIGHT: 167px" height="119" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6TfTawEyEI/AAAAAAAAArc/xVQOWdIbZHc/s320/r%C3%BCya.jpg" width="129" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kardeşi ise ne olduğunu anlamadan şaşkın gözlerle önünde duran abisinin o heybetli cüssesiyle karşılaşmış ve , "Ağabey neden uyandırdın beni? Çok güzel bir rüya görüyordum. Rüyamda büyük bir çiftliğim, yüzlerce atlarım, sayısız hayvanlarım, ucu bucağı gözükmeyen tarlalarım, benim için çalışan yüzlerce işçim, aletlerim ve daha sayamayacağım bir sürü mala sahiptim. O kadar güzel bir rüyaydı ki, keşke uyandırmasaydın da biraz daha tadını çıkartsaydım." demiş.&lt;br /&gt;Ağabeyi ise alaylı bir ifadeyle, "Sen" demiş, "Bu saydıklarını ancak rüyanda görürsün. Oysa bak ben bütün bu saydıklarına sahibim, bunların içinde yüzüyorum..." diye cevap vermiş.&lt;br /&gt;Kardeşi ise bilgece bir ifade ile ağabeyine bakmış ve söylediği sözlere pişman edercesine şu şözler dökülmüş kurumuş dudaklarından: "Ağabey, biliyor musun aslında ikimiz de rüya görüyoruz? Tek fark, benim rüyam gözlerimi açınca bitiyor, senin rüyan ise gözlerini kapatınca bitecek!.."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-1582681706398439070?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/1582681706398439070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=1582681706398439070' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/1582681706398439070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/1582681706398439070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/02/kissadan-hisse-iki-rya-arasindaki-fark.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6Te-qwEyDI/AAAAAAAAArU/F-g0vOpY5Zk/s72-c/r%C3%BCyaa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-945993614788527214</id><published>2008-01-31T13:25:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:17.996-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;GENÇLERLE BARIŞ İÇİNDE YAŞANABİLİR Mİ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6I9qawExxI/AAAAAAAAApE/GWicSgC00u8/s1600-h/gen%C3%A7ler.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161755921864771346" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 189px; CURSOR: hand; HEIGHT: 144px" height="94" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6I9qawExxI/AAAAAAAAApE/GWicSgC00u8/s320/gen%C3%A7ler.jpg" width="158" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu soruya bir tek karşılık verilebilir: Evet yaşanabilir! Aslında zorunludur da.Gençlik çatışmalarının, sürüp gitmesi gençlerle yetişkinler arasında kapatılmaz gibi görünen bir uçurumun varlığı insanı karamsarlığa itebilir. Ancak gençleri anlamak ve onlarla dayanışmak zorundayız. Coşkuları, haktan ve daha iyi bir düzenden yana oluşları, yetişkinleri durgunluk ve tutuculuktan çıkarmakta yararlı olur. Bir Fransız atasözü “Gençler bilse, yaşlılar yapabilseydi” der. Onlardaki enerji ve ilerleme tutkusu, eski kuşaklardaki coşkuyu tazeleyebilir. Buna karşılık gençler ne kadar yatsısalarda yetişkinlerden öğrenecekleri çok şey vardır. Eski kuşaklarla yeni kuşakların birbirinden kopmaması için tek yol vardır, oda iletişim kurmak ve sürdürmekten geçer Bu iletişim koptuğu zaman günümüzde olduğu gibi çalkantı ve kargaşa sürer gider. İletişimi başlatmak zor olsa bile, bunun sorumluluğu yetişkinlere düşer. Bu olmadan gençlerin atılganlığı ve baş kaldırmaları yumuşatılıp olumlu yönlere çevrilemez. Yakından bakılınca yetişkinlerin gençleri gereksiz yere karşılarına aldıkları gözlenebilir. Örneğin; oğlunun davranışını beğenmeyen baba oturup oğluyla görüşeceği yerde anayı aracı yapar. “ Kendine çeki düzen versin yoksa karışmam” der. Oysa bu tutum gençle babayı yaklaştırmaz, uzaklaştırır.&lt;br /&gt;Her şeyden önce gençlik çağının fırtınalı ve çetin bir dönem olduğunu göz önünde tutmakta yarar var. Gencin iniş çıkışları ve bocalamaları karşısından soğukkanlı kalabilmek gerekir. Kendi kendisiyle savaşan gence en iyi yaklaşım imkan ölçüsünde tutarlı davranmaktır. Kendi gibi durmadan değişen ana baba gencin bocalamasını ancak artırır.&lt;br /&gt;İlkokul çocuğunda baskı ve ceza bir süre için davranışı düzeltebilir. Ancak gencin tepkisi kesilmeyecek ölçüde sert olabilir. Daha çok baskı ve kısıtlama baş kaldırmayı körükleyebilir.&lt;br /&gt;Boş haksız yere atılan bir tokat evden kaçmaya ya da kendini öldürme girişimlerine yol açabilir. Genellikle delikanlıya daha geniş bir davranış özgürlüğü vermek zorunluluğu vardır. Gencin çekişe çekişe anayı babayı usandırarak koparacağı hakları ona daha önceden sağlamak yerinde olur. gerekirse sürtüşmeyi azaltır. Örneğin; arkadaşlarla birlikte gezmek, eve biraz daha geç dönmek gibi haklar yavaş yavaş artırabilir. pastanede toplanmak ,yaş günü toplantılarına katılmak,topluca maça gitmek gibi haklardan yoksun kalan genç,arkadaşları yanında yerini ve saygınlığını yitirir.Evde de ters ve huysuzdur.&lt;br /&gt;Buna karşılık gençten gelen her isteği karşılamak diye bir kural yoktur.Tepkisinden korkup, her hevesine boyun eğmek, çıkmaz bir yoldur.gençler hem daha çok özgürlük arar.Hem de belirli bir yerde dizginlenmeyi beklerler.gencin her isteğini yerine getiren ana baba, güven verici olamaz.tatlı sert bir yaklaşım her zaman başarılı olur.Genci sırasında durdurabilmek için bir koşul vardır:genç için önemli olan ayrıntılarda gereksiz olan sürtüşmeye girmemektir.Öyle babalar vardır ki saçını kestirmezse oğluyla konuşmayacağını söyler.uzun saç ise, gencin kazanmaya çalıştığı kişiliğin ayrılmaz bir parçasıdır.bu konuda inatlaşma genç ile babayı çileden çıkarır.Bu durumda öfkelenmemek elde değildir.Öfkeyi tümden bastırmak gereği de yoktur.&lt;br /&gt;Ancak aşağılatıcı hale getirerek arkadaşları yanında küçültücü sözlerden kaçınmak gerekir.&lt;br /&gt;Genç aykırı düşünce ve görüşleriyle sınadığı zamanlarda oyuna gelip ters tepki göstermek yanlış olur.Genç bu durumlarda kendisinin kazandığını sanır.Bu durumlarda genci dinlemek sonrada ona düşüncesindeki boşlukları ve yanılgıları göstermek çoğu kez yeterlidir.Ana yada babanın tartışmayı kazanmak ister gibi davranması genci daha çok savunmaya itecektir.Gence her konuda akla kara gibi kesin yargılara varılamayacağını belirtmek yeterli olur.Üstünde düşüneceği ip uçları ve bilgiler verip konuyu araştırmasına yardımcı olunmalıdır.”Sen ne bilirsin ki böyle yüksekten atıyorsun” gibi küçümseyici tutumlardan kaçınmak gerekir.&lt;br /&gt;Gence büyüdüğünü ve daha bağımsız hareket edebileceğini belirtip yaşına uygun sorumluluklar verilmelidir.Hatta giyim kuşamını kendi belirleyebilmelidir.Tökezlemeleri ve yanılmaları karşısında alaycı tutum takınmak genci evden soğutur.Olumlu davranışları övülmeli ama göklere&lt;br /&gt;de çıkarılmamalıdır. Başarısızlıkların da suçlamaya girişilmemeli anlayışlı olunmalı onunla birlikte oturup ağlanmamalıdır da. Bu durumlarda çoğu zaman genci dinlemek yeterlidir.&lt;br /&gt;“Benim gençliğimde” diye başlayan söylevlerden kaçınılmalıdır. Çünkü dinlemezler.Ancak kendileri bir şey sorduğunda ana baba mutlaka açıklama yapmalıdır.Çünkü çocuklar gibi gençlerde en çok kendi soruların cevabını merak ve unutmazlar.Gençlerle yalnız sorunları çıktığında konuşmak yetmez.Sık sık ana baba ile söyleşi ve dertleşme imkanı bulabilmelidirler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Nazım DEVELİ (Felsefe Grubu Öğretmeni) den alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-945993614788527214?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/945993614788527214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=945993614788527214' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/945993614788527214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/945993614788527214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/01/genlerle-bari-iinde-yaanabilir-mi-bu.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R6I9qawExxI/AAAAAAAAApE/GWicSgC00u8/s72-c/gen%C3%A7ler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-3238614767693854722</id><published>2008-01-21T06:10:00.000-08:00</published><updated>2008-01-21T06:12:47.167-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Muharrem Ayı ve Aşure Günü&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.&lt;br /&gt;Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)&lt;br /&gt;Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.&lt;br /&gt;Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi."Bu ne orucudur?" diye sordu.Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:&lt;br /&gt;"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.&lt;br /&gt;Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;4) Müslim. Siyam: 117.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;5) Tîrmizî. Savm: 40. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;6) A.g.e., Savın: 47.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;7) İbni Mâce. Siyam: 43. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;8) İhyâ, 1:238&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-3238614767693854722?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/3238614767693854722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=3238614767693854722' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/3238614767693854722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/3238614767693854722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/01/muharrem-ay-ve-aure-gn-ehrullahil.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-1552201321948927745</id><published>2008-01-10T06:04:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:18.069-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R4YmWkXifHI/AAAAAAAAAlk/ng9Wz2Oi6mU/s1600-h/bismillah.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153848992733494386" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 374px; CURSOR: hand; HEIGHT: 117px; TEXT-ALIGN: center" height="117" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R4YmWkXifHI/AAAAAAAAAlk/ng9Wz2Oi6mU/s320/bismillah.gif" width="320" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;HİCRİ YILBAŞI&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;          Hamd âlemlerin rabbi mutlak hâkimi Allah'a salat O'nun peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (SAV) efendimize olsun. Bugün muharrem ayının birinci günü hicri yılbaşı gecesi olması nedeniyle bu konuda sizlere bilgi vermek istiyorum. Peygamber efendimiz Muhammed Mustafa (SAV), miladi 571 yılında 20 nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci günü pazartesi sabahı, Mekke'de doğdu. 622'de Mekke'den Medine'ye hicret etti. 20 Eylül pazartesi günü, Medine'nin Kuba Köyü'ne geldi. İşte bu tarih Müslümanların şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yıl başı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           Bizler bu geceyi ibadetle ihya etmeli ve saygı göstermeliyiz. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, "Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur" buyrulmuştur. Kur'an-ı Kerim'de bildirilen ve dinde kullanılan Arabi ayların bir yılı, bir güneş yılından on gün kısadır. Hicri kameri aylar, hicri şemsi ve miladi aylara göre, on gün önce gelmektedir. Bunun için Müslümanların mübarek günleri veya geceleri, şemsi yıllara göre, her yıl on gün önce olur. Çünkü, mübarek günler, güneş aylarına göre değil, kameri aylara göre yapılır. Dinimiz böyle emretmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;        İslamiyet'te, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Doğum günü ve mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Allah-ü Teala'nın kullarına çok acıdığı için, bu gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Bu geceleri de başka günlere almak dini değiştirmek olur. Allah-ü Teala "Bu gecelerde yapılan dua ve tevbeleri kabul ederim" buyuruyor. Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur'an-ı Kerim'de kıymet verilen dört aydan biridir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;          Bu konuda birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: "Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah-ü Teala'nın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır." (Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai) "Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut. Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allah-ü Teala geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder." (Tirmizi) Bu vesileyle tüm İslam Âlemi'nin Hicri Yılbaşı'nı tebrik eder, insanlık için hayırlara vesile olmasını Yüce Mevla'dan niyaz ederim. Selâm ve dua ile…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-1552201321948927745?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/1552201321948927745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=1552201321948927745' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/1552201321948927745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/1552201321948927745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2008/01/hicri-yilbai-hamd-lemlerin-rabbi-mutlak.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R4YmWkXifHI/AAAAAAAAAlk/ng9Wz2Oi6mU/s72-c/bismillah.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-6885663426420203875</id><published>2007-12-31T06:41:00.000-08:00</published><updated>2007-12-31T06:44:21.506-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kıyamet Günü Yaklaşarak Gelmektedir...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ölüm gitgide yaklaşıyor. İster genç olun ister yaşlı, geçen her gün, hatta her dakika ölüme biraz daha yaklaşıyorsunuz. Zamana karşı koyamıyor ve ölümün yaklaşmasına bir türlü engel olamıyorsunuz. Almakta olduğunuz önlemlerin hiçbiri sizi ve çevrenizdekileri "geçici" olmaktan alıkoyamıyor. Dünyadaki herşey gibi siz de yaşamınızı sona erdirecek güne doğru ilerliyorsunuz.&lt;br /&gt;Ancak dünyada ölümlü olan yalnız insan değildir. Diğer tüm canlılar, yeryüzü, hatta tüm evren de ölümlüdür, yok olacakları bir gün belirlenmiştir. İşte o gün "son gün"dür. O günden sonra dünya hayatı son bulacaktır. Yokoluş günü yalnızca dehşetin yaşandığı, boyutları hiçbir insanın tasavvur edemeyeceği kadar korkunç, aynı zamanda görkemli bir "son gün" olacaktır. Yeryüzündeki herşey yerle bir olacak, yıldızlar silinip dökülecek, güneş körelecektir. O vakte kadar dünya üzerinde yaşamış olan tüm insanlar biraraya toplanacaklar ve bu güne şahit olacaklardır. Bu "son gün" inkarcılar için zorlu bir gündür ve kuşkusuz bu günün sahibi alemlerin Rabbi olan Allah'tır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kıyamet yaklaşarak gelmektedir. İnsanların çoğunun inancının aksine, kıyamet hiç de uzak değildir. O gün dünya ile birlikte, dünyaya ait olan herşey de yok olacaktır. Hırslar, istekler, kızgınlıklar, beklentiler, şehvet, düşmanlık ve zevkler sona erecektir. Geleceğe yönelik planların bir anlamı kalmayacaktır. Allah'a döndürüleceğini unutan herkes için, o çok sevdiği, sonsuz hayata tercih ettiği dünyanın, tüm o aldatıcı zenginlikleri, güzellikleri ve meşguliyetleriyle sona erdiği gün gelmiştir. İşte o gün, insanlar Allah'ın varlığına kesin bir biçimde şahit olacak, unutmaya çalıştığı ölüm günü ile karşı karşıya kalacaklardır. Artık Allah'ı ve ahiret yaşamını unutarak geçirdiği bu kısa ömür sona ermiştir ve yeni bir başlangıç kendisini beklemektedir. Bu başlangıç, asla son bulmayacak ve asla inkarcılara mutluluk getirmeyecektir. Bu sonsuz yaşamın ilk anından itibaren azap öylesine şiddetlidir ki, bunu yaşayanlar, azabın yerine "ölümü" ve "yokoluşu" isteyeceklerdir. Bu hayatın başlangıcı kıyamet saatidir. Ve kuşkusuz "kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dünya Hayatı Geçicidir ve Ölüm Kesin Bir Gerçektir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğunuzun ilk günlerinden itibaren geleceğinize ilişkin belirli bir hedefe yönelir veya başkaları tarafından yönlendirilirsiniz. Muhtemelen şunlarla karşılaşırsınız: Yaşınız ilerlediğinde artık bir aileniz ve işiniz olmuştur. Daha çok para kazanmak ve daha rahat yaşamak için çaba gösterirsiniz, çocuklarınızı yetiştirir, onların ileride sizden daha iyi bir hayat sürmelerini istersiniz. Haftada bir aile toplantılarına katılır, tatil yapar, işe gider, geri kalan vaktinizi de evde geçirirsiniz. Birkaç aksaklık dışında yaşamınızdaki herşey muntazam devam eder, genelde çok olağanüstü durumlarla da karşılaşmazsınız.&lt;br /&gt;Yaşamınızdaki herşey sanki daha önceden belirlenmiş gibidir, çevrenizdeki insanların yaşamları da birbirleriyle çok büyük benzerlikler gösterir. Bu benzer senaryolara göre yaşamak için çalışmalı, soyunuzu devam ettirmek için de aile kurmalısınız. Bu düşünceye göre zaten "iyi bir aile ve iyi bir iş" dışında yaşamın başka ne amacı olabilir ki! Bunlar sağlandıktan sonra mutlu bir yaşam hayal edersiniz. Böylece herşey tozpembe olacak ve yaşamın geri kalan kısmını huzurlu geçireceksinizdir.&lt;br /&gt;Oysa siz bunları düşünürken, bedeninizde ve çevrenizde önemli birtakım değişiklikler olmaktadır. Vücudunuzda farklı işlevlere sahip pek çok hücre görevini tamamlayıp ölmekte ve yaşınız ilerledikçe bunların yenilenmesi daha da yavaşlamaktadır. Bedeniniz yaşlanmakta ve bu yönde sürekli belirtiler, hastalıklar, eksiklikler ortaya çıkmaktadır. Zaman sürekli ilerlemekte ve geri dönüşün imkansızlığı gün geçtikçe daha da açık bir şekilde kendini göstermektedir. Ve siz huzurlu ve rahat geçirmeyi planladığınız "geri kalan ömrünüzde" gitgide ölüme doğru yaklaştığınızın farkındasınızdır. İşte bu nedenle dünya hayatı size beklediğiniz rahatlığı ve huzuru gerçek anlamda asla vermez. O ana kadar sizi pek çok açıdan tatmin ettiğini düşündüğünüz bu yaşamın bir sonu vardır. İşte bu sonun ardından asıl gerçeklerle yüzyüze gelinecektir. O halde dünya hayatında hedeflediğiniz hiçbir şey sizin gerçek amacınız olmamalı. Çünkü dünya hayatı yalnızca geçici bir imtihan yeridir. Kimin güzel davranışlarda bulunduğunun sınandığı yerdir. Allah, bize bu önemli gerçeği şöyle bildirmektedir:&lt;br /&gt;O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)&lt;br /&gt;Yaşamın gerçek amacı "iyi bir aile ve iyi bir iş" değildir. Herkesin tek bir yaratılış amacı vardır: Allah'a kul olmak. Dünyada elde edilmiş mal, eş, çocuk, mevki, itibar gibi kazançların hepsi yaşam boyunca büyük bir tutkuyla bağlanılan değerlerdir. Fakat ölümün ilk anından itibaren bu dünyevi kazançlar bir anda tüm değerlerini ve önemlerini yitirirler. Bu herkesin bildiği ama düşünmekten kaçındığı bir gerçektir. Dolayısıyla asıl amaç bu olmamalıdır. O zaman gerçek amacın ve kazancın ne olduğunu çok iyi düşünmek, kavramak gerekir. İşte yaratılmanın asıl amacını Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:&lt;br /&gt;Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)&lt;br /&gt;Ancak Allah'a kulluk görevinin tam olarak yerine getirilmesiyle ölümden sonra başlayacak olan ahiret hayatı için güzel bir beklenti söz konusu olabilir. İnsanların büyük bir kesiminin sahip olduğu çarpık bir beklenti vardır. Çoğu insan bu ihtimale inanarak kendini rahatlatmaya çalışır. Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Eğer bir insanın ahirete, ölümden sonraki yaşama yönelik bir beklentisi yoksa, o zaman da geriye tek bir ihtimal kalır: Ölümle birlikte sonsuza dek yok olmak! Bu ihtimal ise diğerlerine göre çok daha ürkütücüdür. Allah'a kulluk etmeyi reddeden insanlar bu olasılıktan korktukları ve unutmak istedikleri için kendilerince çeşitli yöntemler geliştirirler. Bu yöntemler ise genelde hep aynıdır: Ölüm konuşulmaz, tartışılmaz, hatırlatılmaz. Halbuki ölüm, yaşanılacağı kesin olan bir gerçektir, ama sanki "yokmuş" gibi davranılır. Toplumun büyük bir kesiminin bu mantığa sahip olması insanda bir rahatlamaya sebep olabilir. Oysa kendisi gibi diğer insanlar da aldanmaktadırlar. İnsanlar ölümü, kıyamet gününü ve ahireti bilmekte ama düşünmemektedirler. Dünya hayatıyla tatmin bulmakta, daha doğrusu tatmin bulmayı istemektedirler. Oysa Allah Kuran'da insanların kaçmakta oldukları ölüm gerçeğiyle mutlaka karşılaşacaklarını bildirmektedir. Ayette şöyle buyrulur:&lt;br /&gt;De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir. (Cuma Suresi, 8)&lt;br /&gt;Ölüm yalnızca insanlara mahsus değildir. Geçici olan dünya hayatında, insan gibi "herşey" ölümlüdür. Allah bize, tüm kainatın, içindeki canlılarla birlikte yok olacağı bir günün varlığını, yani "kıyamet gününü" bildirmiştir. Kıyamet günü, imtihanın son bulduğu, nihai gündür. O günün gelişini, yeryüzündeki her insan pek çok belirti ile anlayacak ve kainatın ölümüyle sonuçlanacak olaylar gerçekten de tüyler ürpertici olacaktır. Ve en nihayet dünyadaki tüm insanlar, kıyametin gerçekleştiği gün, kendilerini bekleyen "yeniden dirilişi" kavrayacaktır. Böyle bir günle karşılaşmayı ummayanlar, karşılarındaki bu apaçık gerçeği reddedemeyecekler ve Allah'ın emrine "isteseler de istemeseler de" boyun eğeceklerdir. Allah, tüm evren için büyük bir son hazırlamıştır. İnsanların çoğu her ne kadar inkar etmeye çalışsa da, kıyamet saati belirlenmiş bir vakitte kendilerini beklemektedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-6885663426420203875?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/6885663426420203875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=6885663426420203875' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6885663426420203875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6885663426420203875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/kyamet-gn-yaklaarak-gelmektedir.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-3992368409710524204</id><published>2007-12-30T01:30:00.000-08:00</published><updated>2007-12-30T01:37:41.907-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Heyhât!Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;şehid oğlu şehid, isteme benden makber,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mehmet Akif Ersoy&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-3992368409710524204?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/3992368409710524204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=3992368409710524204' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/3992368409710524204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/3992368409710524204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/anakkale-ehitlerine-u-boaz-harbi-nedir.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-3043892869993686456</id><published>2007-12-26T12:51:00.000-08:00</published><updated>2007-12-26T13:08:06.617-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;HAZIR CEVAPLAR&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;-Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;- Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;YIKA DA GETİR &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="http://www.edebiyatogretmeni.net/tanzimat_edebiyati.htm"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Şinasi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt; garsonu çağırır ve su ister. Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="http://www.edebiyatogretmeni.net/tanzimat_edebiyati.htm"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Süleyman Nazif&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt; garsona seslenmeden edemez: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;-Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;SUSTURUCU TEDAVİ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Akifi küçük düşürmeye çalışıp: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;- Siz baytardınız, değil mi? Demiş. Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;- Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;&lt;strong&gt;NE ALIRSINIZ? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="http://www.edebiyatogretmeni.net/sanatcilarimiz.htm"&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;&lt;strong&gt;Yahya Kemal&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;&lt;strong&gt; bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;&lt;strong&gt;-Buyrun beyim ne alırsınız? Yahya Kemal tebessümle: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;-Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;SIR SAKLAMAK &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;- Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş. Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;-Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;-Ben de bilirim. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="http://www.edebiyatogretmeni.net/bir_siirdir_canakkale.htm"&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;strong&gt;ÇANAKKALE İÇİNDE&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;strong&gt;İngiliz garson, Türk müşteriye: -&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/bir_siirdir_canakkale.htm"&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;strong&gt;de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;-Orada ne işiniz vardı?&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;HASTANIN YEMEĞİ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;Lokman Hekime: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;-Hastamıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu cevabı vermiş: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;-Acı söz yedirmeyin de, ne yese olur.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;NEYZENİN NEZAKETİ! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="http://www.edebiyatogretmeni.net/mehmet_akif_ersoy.htm"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Âkif&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;, elini yıkadıktan sonra, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/neyzen_tevfik.htm"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Neyzen Tevfik&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;'in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;-Hayır, diye bağırmış. Elimi daha yeni yıkadım.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;GÖNÜLSÜZ GÖNÜL &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;Abdülhak Hâmidin evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="http://www.edebiyatogretmeni.net/sanatcilarimiz.htm"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;Abdülhak Hamid&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;e döner ve: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;strong&gt;-Efendim, gönül kocamaz! der. Hamid cevap verir: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;-Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez&lt;/span&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;strong&gt;BÖYLE KORUNUR &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;strong&gt;Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;-Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;VELÂYETİN GÖRDÜĞÜ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="http://www.edebiyatogretmeni.net/hazir_cevaplar.htm"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Fatih Sultan Mehmet&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;-Ne kadar yaramaz bir &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ogretmenlerforumu.com/"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;çocuk&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;sun, senden adam olmaz diye çıkışır. Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;-Peder ne der, kader ne der.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;&lt;strong&gt;ÇIKMAYAN MANA &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/mehmet_akif_ersoy.htm"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Akif&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;&lt;strong&gt;, Baytar Mektebinde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendiyi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;&lt;strong&gt;-Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim cevabını verince, Akif dayanamaz ve: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;-Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="http://www.edebiyatogretmeni.net/hazir_cevaplar.htm"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;SOKRAT&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt; VE BİLEYTAŞI &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;Talebelerden biri Sokrata sormuş: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;-Herkese güzel konuşma dersleri verdiğin ve onlara hitabet sanatını öğrettiğin halde, niçin sen de çıkıp bir konuşma yapmıyorsun? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;-Evlat, demiş Sokrat. Bileytaşı keskin değildir amma, en sert demiri bile keskin eder...&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;strong&gt;ANLADIĞININ İSPATI &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;strong&gt;Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfike göstererek fikrini sorar: Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;strong&gt;-İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki! Neyzen Tevfik şu cevabı verir: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;-Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç yumurtlamadım.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;BİRBİRİNE BAĞLI &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Hâkim, kaza yaparak birkaç kişinin ölümüne yol açan bir şoförün ehliyetini iptal edince, şoför: &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;-Aman hakim bey, diye sızlanmış. Benim yaşayabilmem, şoförlük yapmama bağlı. Hâkim cevap vermiş: &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;-Başkalarının yaşaması da sizin şoförlük yapmamanıza bağlı. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;AKŞAM YEMEĞİ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Yahya Kemâl, dostlarından birine: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;-Bu akşam yemeği benimle yer misin? Diye sorunca, arkadaşı: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;-Hay hay! Der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok! Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;-İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;HAKLI ÖLÜM &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Sokrat ölüme mahkum edildiğinde, eşi: &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;-Haksız yere öldürüyorsunuz, diye ağlamaya başlayınca, Sokrat: &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;-Ne yani, demiş. Bir de haklı yere mi öldürseydim?&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-3043892869993686456?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/3043892869993686456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=3043892869993686456' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/3043892869993686456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/3043892869993686456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/hazir-cevaplar-ller-iek-koklamaz.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-6274407309946195043</id><published>2007-12-24T10:21:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:18.271-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2_43kXieJI/AAAAAAAAAdw/9czByvcaWM4/s1600-h/sessiz_gemi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5147606532646664338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2_43kXieJI/AAAAAAAAAdw/9czByvcaWM4/s400/sessiz_gemi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-6274407309946195043?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/6274407309946195043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=6274407309946195043' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6274407309946195043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6274407309946195043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/blog-post.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2_43kXieJI/AAAAAAAAAdw/9czByvcaWM4/s72-c/sessiz_gemi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-9162725444503171807</id><published>2007-12-19T10:20:00.000-08:00</published><updated>2007-12-19T10:25:32.049-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bayram Mesajları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;  &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir. Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir. Bayramlar,milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, Kurban Bayramınız kutlu olsun!   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Yüreğine damla damla umut, günlerine bin tatlı mutluluk dolsun. Sevdiklerin hep yanında olsun, yüzün ve gülün hiç solmasın. Bayramın kutlu olsun...   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Bugün Kurban Bayramı, kurbanlar kesilecek, sevap niyetiyle etler dağıtalacak herkese.. Yürekler bir olacak gönüllere kilitlenecek. Gökler rahmet bereketiyle yağmurlar boşaltacak yeryüzüne. Bugün hepimizin yüreği şenlenip bayram sevinciyle coşacak. Kurban Bayramınız kutlu, yüreğiniz umutlu, umutlarınız atlı, sevdanız kanatlı, mutluluğunuz katlı, sofranız tatlı, mekânınız tahtlı, ömrünüz bahtlı, yuvanız bereketli olsun...   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Kurban Bayramınız kutlu, yüreğiniz umutlu, umutlarınız atlı, sevdanız kanatlı, mutluluğunuz katlı, sofranız tatlı, mekânınız tahtlı, ömrünüz bahtlı olsun...   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Bayram sabahları, demli bir çay, su böreği, bayram şekerleri, şeker isteyen çocuklar, kurbanlık hayvanların sesleri, bir telaş bir koşturmaca. Köprü hep kalabalık, bayram programları, kolonya ikramları, bayram harçlıkları, uzun bayram tatilleri, ev gezmeleri, kısa hal hatır sormalar, el öpenlerin çok olsunlar ve daha bir dolu küçük ayrıntı. Hayatın üzerindeki 'pause' düğmesine dokunun... Kısa bir süre için hayatı durdurun. Mutlu bayramlar...   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Küskünlerin barıştığı, sevenlerin bir araya geldiği, rahmet ve şefkat dolu günlerin en değerlilerinden olan Kurban Bayramınız kutlu olsun.   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Kainatın yaratıcısı ve alemlerin Rabbi yüce Allah'a sonsuz şükürler olsun! Kurban Bayramı bereketiyle, bolluğuyla gelsin, tüm insanlık için hayırlara vesile olsun.   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Her şeye kadir olan Yüce Allah, bizleri, doğru yoldan ve sevdiklerimizden ayırmasın! Hayırlı ve bereketli Kurban Bayramları dileğiyle.   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Bu değerli Kurban Bayramında, kainatın yaratıcısı ve alemlerin Rabbi bağışlayıcı ve acıyıcı yüce Allah tüm dualarınızı kabul etsin.   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;♥ Varlığı ebedi olan, merhamet sahibi, adaletli Yüce Allah kendisine dua edenleri geri çevirmez. Dualarınızın Rabbin yüce katına iletilmesine vesile olan Kurban Bayramınız mübarek olsun.   &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;♥ Allahın rahmeti üzerine olsun. Sana gelen her iyilik Allahtandır, bütün kötülükler nefsindendir. Mekanın cennet yuvan huzurlu kalbin Allah ile dolu bayramın mübarek olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-9162725444503171807?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/9162725444503171807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=9162725444503171807' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/9162725444503171807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/9162725444503171807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/bayram-mesajlar-bayramlar-insanlar.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-6062992462528176895</id><published>2007-12-17T13:06:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:19.853-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Hz. Mevlana Şeb-i Aruz Töreni(17 Aralık)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2bmDEXidlI/AAAAAAAAAZQ/ms82Y1SsmjI/s1600-h/mevlana001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145052564703835730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2bmDEXidlI/AAAAAAAAAZQ/ms82Y1SsmjI/s320/mevlana001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2bl6UXidkI/AAAAAAAAAZI/sCZ9toHhor0/s1600-h/mevlana002.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145052414379980354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2bl6UXidkI/AAAAAAAAAZI/sCZ9toHhor0/s320/mevlana002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2bluEXidjI/AAAAAAAAAZA/sX9AhlDgwJQ/s1600-h/mevlana003.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145052203926582834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2bluEXidjI/AAAAAAAAAZA/sX9AhlDgwJQ/s320/mevlana003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blikXidiI/AAAAAAAAAY4/Rwv8ZzIyHTA/s1600-h/mevlana004.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145052006358087202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blikXidiI/AAAAAAAAAY4/Rwv8ZzIyHTA/s320/mevlana004.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blZkXidhI/AAAAAAAAAYw/CBFgt0_X7Xw/s1600-h/mevlana005.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145051851739264530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blZkXidhI/AAAAAAAAAYw/CBFgt0_X7Xw/s320/mevlana005.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blVUXidgI/AAAAAAAAAYo/YhXE7yMaIzs/s1600-h/mevlana006.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145051778724820482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blVUXidgI/AAAAAAAAAYo/YhXE7yMaIzs/s320/mevlana006.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blQ0XidfI/AAAAAAAAAYg/nUqo6t8VNY8/s1600-h/mevlana007.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145051701415409138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blQ0XidfI/AAAAAAAAAYg/nUqo6t8VNY8/s320/mevlana007.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blKEXideI/AAAAAAAAAYY/nIJhRV2HcPE/s1600-h/mevlana008.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145051585451292130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blKEXideI/AAAAAAAAAYY/nIJhRV2HcPE/s320/mevlana008.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blE0XiddI/AAAAAAAAAYQ/tTIeAmUyjss/s1600-h/mevlana009.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145051495256978898" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2blE0XiddI/AAAAAAAAAYQ/tTIeAmUyjss/s320/mevlana009.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2bk_kXidcI/AAAAAAAAAYI/P3XwWcqfWvY/s1600-h/mevlana010.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5145051405062665666" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2bk_kXidcI/AAAAAAAAAYI/P3XwWcqfWvY/s320/mevlana010.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Daha fazla bilgi için;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.semazen.net/"&gt;http://www.semazen.net/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;tıklayın.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-6062992462528176895?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/6062992462528176895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=6062992462528176895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6062992462528176895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6062992462528176895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/hz.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R2bmDEXidlI/AAAAAAAAAZQ/ms82Y1SsmjI/s72-c/mevlana001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-1487716287585954135</id><published>2007-12-12T00:24:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:20.300-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1-cTE1NFNI/AAAAAAAAAUo/atp2WaYjX0E/s1600-h/cicek1.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143001151008740562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1-cTE1NFNI/AAAAAAAAAUo/atp2WaYjX0E/s320/cicek1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;BİR URFA HATIRASI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Arabaya bindiğimde gün daha yeni başlıyor, güneşin ışıkları belli belirsiz yayılıyordu etrafa. Burası her ne kadar çok sıcak bir memleket olsada sabahın serinligi insanı üşütüyordu böyle. Bu kadarda erken yola çıkılmazki diye geçiriyordum içimden.&lt;br /&gt;- Hoca üşüdün mü kaloriferi açayım mı? dedi Mehmet Ağa. O kendine has bakışları ile dikiz aynasından beni seyrederken,&lt;br /&gt;- Aç tabi bende romatizma var bu dizler dayanmaz sonra.&lt;br /&gt;Hacı dayı beyaz sakallarını şöyle bir ovuşturdu ve kafasını geriye atıp gülerek,&lt;br /&gt;- Hoca sen daha çok gençsin, romatizma nasıl olur diye sordu.Doğru gençtim ama işte bu illette vardı başımda.&lt;br /&gt;Köy yolu bitmiş ana yola çıkmak üzere idik. Mehmet ağa şaşırdı herhalde dedim. Siverek’ e gitmek için sağ sinyalini vermeleydi halbuki o sol sinyalini yakmış ve sola dönmek için yolu kontrol ediyordu ve sola döndü. Allah Allah bu yol Mardin’e çıkmıyor muydu? Mehmet Ağa iyice ısınan arabanın kaloriferini kapattı ve yine dikiz aynasından bir bakış atarak&lt;br /&gt;- Hoca seni kaçırıyoruz dedi. Yüzündeki ifade insanın kanını donduracak cinsten gayet sert ve gayet ciddi bir ifade idi.Yutkundum ve bende en az onun kadar soğuk kanlı bir ifadeyle;&lt;br /&gt;- Kaçırıyorsun öylemi, diyebildim ve ortalık birden sessizleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suskunluk Hacı Dayının, Mehmet Ağa’ya kürtçe bir şeyler söylemesi ile bozuldu ama ben hiçbir şey anlamamıştım. Daha bu köye geleli dört gün olmuş ve beşinci günü Siverek’e gitmem gerektiği için henüz tam anlamıyla tanımadığım bilmediğim ve Mehmet Ağa dedikleri bu adaımn arabasına binmiştim. Acaba Hacı Dayı Mehmet Ağa’ya ne demişti? Yolumuzda yanlıştı ve Mardin 40 km tabelasını görünce kaçırıldığımı anlamıştım.O an neler geçiyordu aklımdan neler? Burası doğuydu, insanlarını bilmiyordum.Ve buralarda hala çatışmalar oluyordu. Gelmeden önce ve geldikten sonra olumsuz yüzlerce şey duymuştum. Bilmem şu köyün öğretmenlerini kaçırmışlar, bir daha o öğretmenler bulunamamış. Başka bir köyün öğretmenini okul yolunda vurmuşlar. Daha neler neler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bu köyü bulmamda hayli zor olmuştu .Siverek’e gelip göreve başlama işlemlerini tamamladıktan sonra Şube Müdürüne ilk sorum köye nasıl gideceğim olmuştu. Adam belediyeden, çarşıdaki esnaflardan ve dolmuş duraklarından öğrenebileceğimi söylemişti. Dediği yerlerden sordum ama İnanlı köyünü bilen yoktu. Artık umudunu kesmiş bir şekilde son kez bir taksiciden sordum. Cana yakın içten davranan bu adam hocam hemen götüreyim Siverek’e yakın Karacadağ tarafında bir köy demişti.Atladık arabaya bir müddet asfalt yol sonra stabilize sonra taşlı topraklı tozlu yollar. Git git yarım saat bitmiyor,adama ikide bir soruyorum geldik mi diye adamın ağzını bıçak açnıyor. Nihayet geldik dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulun önüne kadar vardık.Okulun tabelasında &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1-cr01NFPI/AAAAAAAAAU4/NU4b_1rGVSk/s1600-h/cicek.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143001576210502898" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 268px" height="217" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1-cr01NFPI/AAAAAAAAAU4/NU4b_1rGVSk/s320/cicek.jpg" width="320" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlanlı İlkokulu yazıyor.Bu işte bir tuhaflık varya dedim.Gerçektende tuhaflık olduğu okuldan çıkan öğretmenin İnanlı burası değil Viranşehir tarafında bir köy demesiyle ortaya çıktı.Ben dedim taksiciye İnanlı o getirdi beni İlanlıya.Aynı yollardan geriye döndük. Siverek’e geldik bu sefer mahçup olan taksiciyle sorup soruşturduk İnanlı köyünün adını bilen yok. Ne yapayım soluğu yine Şube Müdürünün yanında aldım. Hocam Allah’ ını seversen bu İnanlı nerede? Şube Müdürü büyük bir harita çıkardı Urfa haritası.Arıyor benim İnanlı’yı. Baktı baktı sonunda buldu. Kocaman işaret parmagını koydu bir noktaya işte burası dedi. Buraya gideceksin. Hay hay da nasıl? Aşağıdan belediyeden sağdan soldan sor hocam demez mi? Demesi ile benim ayağa kalkıp sinirli bir ifade ile&lt;br /&gt;- Sayın Müdürüm sabah İlanlı diye bir köye gittim geldim,sabahtan beri İnanlı’ ya nasıl gideceğimi araştırıyorum köyü bilen yok ve şu an saat dört.Doğal olarak bende nasıl gidecegimi bilmiyorum.Aşağıdaki Feran Palas Oteline çantamı bıraktım ve siz bir vasıta bulup gönderene kadar orada kalacağım.Siz gidecek bir vasıta bulursanız haber edin bende gideyim dedim. Kan beynime sıçramıştı. Adam benle dalga geçiyordu sanki. Şube Müdürü bu sözlerimden sonra diyecek bir şey bulamadı. Herhalde hiç böyle bir tepki beklemiyordu. Ve o anda içeri giren orta boylu kır saçlı bir adam yardımcı olmak maksadıyla sorunun ne olduğunu sordu? Bu inanlıyı arıyorum deyince orasını biliyorum Viranşehir’de yolun kenarında bir köy demez mi? Hele otur bir de şu haritaya bak doğru mu? Evet tamda burası. Oh be dedin içimden hele şükür köyün yerini bilen birini bulmuştuk. Adamla anlaştım ve ertesi sabah gayet sapa, ters-düz, taşlı kayalı yollardan geçerek köyüme gelmiştim. İnanlı köyüme. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gün iyice ağarmıştı.Ve yolculuk devam ediyordu.Acaba kapıyı açıp atlasam mı diye düşündüm.Bu çok tehlikeli olabilirdi, ölebilirdim.Biraz daha beklemeliydim.Başıma gelecekleri bekleyip görmeliydim. Viranşehir 30 tabelasını görünce Mehmet Ağa’ ya neden Viranşehir’ e gittiğimizi sordum. Mehmet Ağa gülümsedi ,bir müddet sonra araba yavaşladı ve soldaki yol ayrımına döndü.Yol tabelasında Karakeçi 30, Siverek 60 km yazıyordu. Şimdi anlamıştım.Bu kestirme bir yol idi Siverek’ e gitmek için ve bizde bu yolu kullanıyorduk.Kendi kendime güldüm. Mehmet Ağa’ nın seni kaçırıyoruz sözü tamamı ile bir şaka imiş.O gün Siverek’ e gittik ve yine beraber köye döndük. Orada kaldığım günler içerisinde gördüm ki aslında bu insanlar çok şakacı, hemde her mevzuda.&lt;br /&gt;Ve bu köyde çalıştığım günler boyunca daha önce edinmiş olduğum önyargılarımı bir bir terk etmem gerektiğini anladım.Bu kaçırma şakası bana çok güzel bir Hayat Bilgisi dersi olmuştu:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Asla insanlara karşı önyargılı olma.Ve kaderine razı ol.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-1487716287585954135?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/1487716287585954135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=1487716287585954135' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/1487716287585954135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/1487716287585954135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/bir-urfa-hatirasi-arabaya-bindiimde-gn.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1-cTE1NFNI/AAAAAAAAAUo/atp2WaYjX0E/s72-c/cicek1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-9065990067622850644</id><published>2007-12-09T13:29:00.000-08:00</published><updated>2007-12-09T13:36:43.123-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;TAVSİYELER…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Bil ki, hergün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Çalışmak için müsait yer ve köşe arama.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Bil ki,her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Bir zamanda yalnız tek bir iş yap,yalnız bir ders ve bir kitap hatta bir konu üzerinde çalış.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Başladığın bir işi yapıp bitirmeden, başka bir işe başlama.Yarıda kalan iş,başlanmamış iştir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Bir günün işini bitirdikten sonra ertesi gün ne iş yapacağına karar ver.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Bir işe başlamadan önce ,bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan evvel düşün ve çalışman için lazım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Çalışmaya oturduğun zaman, tıpkı ateş hattından düşmanı gözetleyen asker gibi uyanık ol ve dikkat kesil.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Bir işe başlamadan evvel o işi en kısa zamanda,en kolay,en temiz surette nasıl yapman gerektiğini iyice düşünüp hesapla.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Çalıştığın bir iş üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme.Bil ki, yılgınlık maskeli bir tembelliktir.Çalışma sevgisi, güçlükleri yenmekten doğar.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Bir işte yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışmanı yavaşlat, dinlenme bahanesiyle boş oturma.Boş oturanın içi işlemeyen demir gibi pas tutar.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sayfa oku.Bu sayede konuşma ve söz söyleme kabiliyetin gelişir. Çalıştığın bir dersin, bölüm ve konularını bitirdikçe kitabı kapayıp okuduğunun özetini çıkar.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Kişinin kıymeti , dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Her şeyden önce ana dilini iyi konuşmayı ve yazmayı öğren.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme, bekle öfken geçsin zira öfke ile kalkan zorla oturur.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;Çok konuşma.Yerinde ve özlü konuş.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Kıymet ve tesir çok sözle değil, yerinde ve özlü sözle olur&lt;/span&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prof.Dr. Ali Fuat BAŞGİL&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;DERLEYEN&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Alper İbrahim BİŞKİN &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-9065990067622850644?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/9065990067622850644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=9065990067622850644' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/9065990067622850644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/9065990067622850644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/tavsiyeler-almak-iin-msait-gn-ve-saat.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-723548602392104424</id><published>2007-12-08T06:19:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:20.440-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BİR SÖZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız; aklınız, bunun neden imkansız olduğunu ispatlamak üzere çalışmaya başlar.&lt;br /&gt;Ama bir şeyin yapılabileceğine inandığınızda; aklınız onu yapmak üzere çözüm bulmanıza yardım etmek için çalışmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. David J. Schwart&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5141607416941318802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1qotE1NEpI/AAAAAAAAAQI/LL5_gpzy7lc/s400/su-damlalari.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:180%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;ÇİN İŞKENCESİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Başınıza akan birkaç damla suyu, hatta daha fazlasını önemsemeyebilirsiniz. Oysa bu yöntem; eskiden Çin'de suçluları konuşturmak için kullanılırdı. Bir öğretmen derste , Çinlilerin bu yöntemini anlatırken, öğrencilerden birinin kendisine inanmadığını belirten bir biçimde güldüğünü gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Anlattıklarıma galiba inanmıyorsunuz!'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedi. Oysa bir litre suyu damla damla elinizin üstüne akıtacak olsam, dayanamazsınız. İsterseniz sizle bu konuda iddiaya bile girebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmenin bu önerisi, öğrenciye ilginç geldi. Bir litrelik bir kap bulundu, dibine bir delik açıldı ve deneye başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinin üzerine ilk damlalar damlatılırken öğrenci neşeli neşeli konuşuyor, şakalaşıyor, öğretmende su damlalarını sayıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yüz damladan sonra, çocuğa bir durgunluk geldi. Üç yüzüncü damladan sonra öğrenci tümüyle sustu. Ve yüzünde acı ifadeler belirmeye başladı. Biraz sonra eli kızarmaya şişmeye başladı. Daha sonra da, elinin derisi çatladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört yüz yirminci damlada ise öğrenci, bu acıya daha fazla dayanamadı ve yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Çalışmadığınız günler de; damla damla elinizin üstüne akan su gibi, daha sonra sizlere büyük acı verecek. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-723548602392104424?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/723548602392104424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=723548602392104424' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/723548602392104424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/723548602392104424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/bir-sz-bir-eyin-imkansz-olduuna.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1qotE1NEpI/AAAAAAAAAQI/LL5_gpzy7lc/s72-c/su-damlalari.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-4784270845782989576</id><published>2007-12-07T13:02:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:20.563-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1m11U1NEPI/AAAAAAAAAM4/ax8Za-vr80I/s1600-h/Hic.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5141340377349689586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 223px; CURSOR: hand; HEIGHT: 232px" height="376" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1m11U1NEPI/AAAAAAAAAM4/ax8Za-vr80I/s320/Hic.gif" width="214" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kısacık bir öykü bu...ama hayatımıza yön veren bir öykü...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Devrin valisi emrindeki yöneticiler ile atının üstünde şatafat içinde girer şehre...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yol kenarlarında insanlar iki büklüm el pençe divan selamlarlar... valiyi... Bütün bu şatafatlı itaat gösterileri arasında valinin gözleri, bir sokağın köşesinde yere çökmüş olan ve etrafındaki hiçbir şey ile ilgilenmeyen bir adama takılır... Perişan kılıklı, saçı sakalına karışmış bu adamın olduğu yere sürer atını vali... Atının üstünden inmeden,vakur ve sert bir ses tonu ile bağırır adama,- 'Behey adam, herkes benim şehre gelişimi el pençe karşılarken sen kimsin ki yerinden bile kıpırdamıyorsun? 'Perişan kılıklı adam istifini hiç bozmadan, sakallarının ve uzun saçlarının arasından beli belirsiz gözüken gözlerini valiye çevirerek :- 'Ben hiçim' der...Vali daha da hiddetlenir,- 'Ne demek hiç, senin bir adın, şanın ünvanın yok mu bre adam' der...- 'Senin var mı? ' der bu kez adam...Vali iyice şaşırır ama cevaplar, 'Gafil adam, nasıl tanımazsın, ben valiyim' der. Adam aynı ses tonu ile sorar yine...- 'Peki daha sonra ne olacaksın?'- 'Sadrazam olacağım.' der vali...- 'Peki daha sonra?'- 'Padişah olacağım...'- 'Peki ya daha sonra? 'Kısa bir an duraksar vali ve;- 'Hiç' der...Sadece gülümser perişan kılıklı adam...BEN DER ŞİMDİDEN HİÇİM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Bu kısa öyküyü ilk duyduğumda, benim ruhumun hiç kimse olmak isteyen adamının öyküsünü bulduğumu anlamıştım...Hepimiz hep başka birileriyiz...Sevdiğimiz, beğendiğimiz, örnek aldığımız, kıskandığımız, yerinde olmak istediğimiz birilerinin seslerini, sözlerini, bakışlarını ve tavırlarını alıyor, sanki bize aitmiş gibi kullanıyoruz...Sabahları kalkıp elbise dolabımızın önünde durduğumuzda, giyeceğimiz elbiseye veyanına gideceğimiz insanlara en çok uyacak maskeyi de seçiyoruz, elbiselerimizin yanında duran maskelerimizin arasından... Hep daha fazlasını isterken, aslında giderek hep daha az alıyoruz... Bütün ömrünü kariyer, güç ve para peşinde gece gündüz çalışarak geçiren insanların, günün birinde bütün kazandıklarını, elindekileri kazanırken yitirdikleri sağlıklarına harcadıklarını görüyoruz... Bir ömrün sonunda evleri, arabaları ve para kasaları olan insanların, bütün bunları kazanırken kim bilir kaç gerçek aşkı yitirdiğini ve günün birindeyaşlanıp başlarını yaslayacakları bir sevgili omuzu aradıklarındaysa,soğuk ev duvarlarının, lüks araba koltuklarının ve çelik para kasalarının bir sevgilinin yerini tutmadığını, acı içinde fark ettiklerine şahit oluyoruz..Siz isterseniz,'herkes' olmaya devam edin...Ben 'Hiç kimse olmak istiyorum.' Sadece bana ait yanılgılarım, hatalarım, hüzünlerim, kahkahalarım, fotoğraflarım, kelimelerim, şarkılarım ve hiç benim olmayanlarım ile birlikte, bir hiçliğe doğru tek başıma karışıp gitmeyi düşünüyorum...' &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-4784270845782989576?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/4784270845782989576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=4784270845782989576' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/4784270845782989576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/4784270845782989576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/ksack-bir-yk-bu.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1m11U1NEPI/AAAAAAAAAM4/ax8Za-vr80I/s72-c/Hic.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-327067529843868094</id><published>2007-12-03T11:31:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:20.674-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;2007 YILI DÜNYA MEVLANA YILI&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Hz. MEVLANA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139831980540366578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1RZ9E1NDvI/AAAAAAAAAJA/SsW_cSW_YPU/s400/mevleviler.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Her gün bir yerden göçmek ne iyi, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Her gün bir yere konmak ne güzel&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bulanmadan,donmadan akmak ne hoş,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dünle beraber gitti cancağızım;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ne kadar söz varsa düne ait,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Daha fazla bilgi için;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;a href="http://www.mevlanayili.gov.tr/"&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;http://www.mevlanayili.gov.tr/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;a href="http://www.konya.gov.tr/mevlana/"&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;http://www.konya.gov.tr/mevlana/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;tıklayın.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-327067529843868094?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/327067529843868094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=327067529843868094' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/327067529843868094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/327067529843868094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/2007-yili-dnya-mevlana-yili-hz.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1RZ9E1NDvI/AAAAAAAAAJA/SsW_cSW_YPU/s72-c/mevleviler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-1097504069421602151</id><published>2007-12-02T12:54:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:21.073-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1McF01NDjI/AAAAAAAAAHg/TawrfocezRo/s1600-R/okuma1.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139482486166588978" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1McF01NDjI/AAAAAAAAAHg/A0iiMaFWM0o/s320/okuma1.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;OKU(MA)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı lütfen, okumak için okumayınız. Bu yazıyı düşünmek, bu yazıda kendinizi bulmak ve bu yazıda ki gerçeklere ulaşmak için okuyunız.&lt;br /&gt;Kendime karşı hep merakım vardı. Kendim kim idim, ne idim ve ne için yaşıyordum? Çocukluğumdan beri hep bu sorunun cevabını aradım. Sonra etrafımdakileri merak etmeye başladım. Ailem, arkadaşlarım, eşim, mesleğim, öğrencilerim ve yaşadığım dolu dolu hayatın kendisi… kısaca adı Alper İbrahim olan ben kimdim?&lt;br /&gt;Ben her şeyden önce insandım. Ve insan olmanın gerekliliğinin en yüce erdem olan okumaktan geçtiğini biliyordum.”Vücut için spor neyse, akıl için de okumak odur!” (Addison) sözünü kendim için okuma alışkanlığının özü haline getirmiştim. Ne için okuduğumun farkında olmak ise bana ayrı bir heyecan katıyordu. Okudukça sorularıma cevaplar buluyor ve düşüncelere daldıkça daha çok okuyordum.&lt;br /&gt;“Bazıları düşünmek için okur, bunlar enderdir; bazıları yazmak için okur, bunlara hep rastlanır; bazıları konuşmak için okur, bunlarsa büyük çoğunluğu oluşturur.” Calep COLTAN’ ın bu sözünü okuyunca enderlerin arasında yer aldığımın farkına varıyor ve hep rastlanırı kendi adıma gerçekleştirmek için bu ilk yazıyı kaleme alıyordum.&lt;br /&gt;Kendimdeki verimliliği artırmanın ve bunu sürekli hale getirmenin tek yolunun okumak olduğunu biliyorum ve diyorum ki her kim olursa olsun kişi önce ne için okuduğunun bilincine varmalı yoksa okumak hedefini bulmayan bir ok veya binlerce ok olur. Hedef ilk önce kitabın faydasının olacağına inanarak okumaktır. Ancak böylece kitabın ilk sayfasından başlayan okuma son sayfasında son bulur. Yoksa çoğu insanın yaptığı gibi; kitap çok sıkıcıydı, kelimeleri bir türlü anlayamadım gibi mazeretlerle yarım bırakılır ki bu türlü okuyucu herhalde en kötü okuyucudur. O halde sırf “okuyor” olmak için ve “okuyor” desinler diye okumayalım. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1Mcb01NDkI/AAAAAAAAAHo/6WepHy-Ht3I/s1600-R/okuma2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139482864123711042" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1Mcb01NDkI/AAAAAAAAAHo/hpkw65YCfrg/s320/okuma2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Peki hangi kitapları okumalıyız?&lt;br /&gt;Okuyacağımız kitaplar bizde olumlu düşünceler oluşturmalı, bizi geliştirmeli ve mesajı barış, sevgi, dostluk, kardeşlik, ve dürüstlük gibi insani değerler olmalı. Yoksa kin kusan, nefret kokan propaganda türü kitaplar okumak bizi biz olmaktan çıkarır, karamsarlığa iter ve sanki derin ve karanlık bir kuyudaymışız gibi bir hava oluşturur.Oysa başarıya giden yol iyi ve olumlu düşünceden geçer ki yüzyıllardır peygamberlerin , bilgelerin ve dürüst liderlerin verdiği açık ve net mesaj budur:Güzel düşünmek. Güzel düşünmek içinde tabiî ki güzel kitaplar okumak gerekir.&lt;br /&gt;Başarıya giden yolda okumak neden önemlidir?&lt;br /&gt;Etrafımızdaki başarılı insanlara baktığımız zaman onların en temel özelliklerinin bol kitap okumuş olmalarını görürüz.&lt;br /&gt;Türkiye’ nin yetiştirdiği ender düşünürlerden Cemil MERİÇ, gözlerini kaybettiği halde okumayı bırakmamıştır. Aleksander DUMAS kırk yıl boyunca onaltı saat okuyup yazmıştır. Ve başarılı olan bu şekilde yüzlerce insan başarılarını bu okumaya borçludur.&lt;br /&gt;-Okumak yaşamın kendisidir. Yaşayışımızın ve beklentilerimizin anahtarıdır. Okumak yaşam kapılarının en akılcı yollarla ve en iyi şekilde açılmasını sağlayan çilingircisidir.&lt;br /&gt;-Okumak, önümüze hedefler koyar. Ve bu hedefler doğrultusunda mücadele etme azmi kazandırır.&lt;br /&gt;-Bize sabrı ve sükutu öğretir.&lt;br /&gt;-Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırmamızda yardımcı olur.&lt;br /&gt;-İyi bir iletişimci olmamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde SON SÖZ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Okumak için üç günün var; dün, bugün, yarın.&lt;br /&gt;Dün geçti, yarının geleceği meçhul,&lt;br /&gt;öyleyse bugünün kıymetini bil&lt;br /&gt;ve hemen okumaya başla! ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi okumalar dileğiyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alper İbrahim BİŞKİN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-1097504069421602151?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/1097504069421602151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=1097504069421602151' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/1097504069421602151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/1097504069421602151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/12/okuma-bu-yazy-ltfen-okumak-iin-okumaynz.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R1McF01NDjI/AAAAAAAAAHg/A0iiMaFWM0o/s72-c/okuma1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7907025760289681564.post-6372014799878077568</id><published>2007-11-26T12:59:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T09:20:21.381-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;HANGİSİ BÜYÜK?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Hangisi en iyiydi, bugün oynasa hangisi daha iyi oyuncu olurdu?” gibi cevabı bulunamayacak sorular bir tarafa; iki karakterin, futbolun dışındaki kimliklerine odaklanmak bize hangisinin büyük olduğunun ipuçlarını verebilir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R0s1i4JfwyI/AAAAAAAAAEM/pV-BKWXFjGY/s1600-h/pele.jpg"&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137258673250222882" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 386px" height="341" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R0s1i4JfwyI/AAAAAAAAAEM/pV-BKWXFjGY/s320/pele.jpg" width="240" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Neredeyse hepimiz Pele’yi birkaç siyah-beyaz maç görüntülerinden hatırlıyoruz. Futbol gemisinin endüstriyelliğin sularına henüz girmediği; kazanmak ve kaybetmenin yalnızca saha içinde geçerli olduğu dönemdeki futbolculuk anlayışını İstanbul’da şu cümlelerle özetledi Pele: “Bugünkü oyuncular sadakatlerini kaybediyorlar. Çünkü basınla çok fazla ilişkileri var, çok fazla para söz konusu. Mesela, Fenerbahçe ile anlaşma imzalıyorlar. ‘Fenerbahçe’yi çok seviyorum’ diyorlar. Ertesi gün Real Madrid’e gidiyorlar. Yine ‘Takımımı çok seviyorum’ diyorlar. Bu, gelecek için biraz endişe verici...” Pele’nin tarif ettiği samimiyetsizliğin bugünkü karşılığı profesyonellik: “Bazı şeyleri konuşmak için henüz erken. Ben bir profesyonelim.” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Pele Futbol dan sonra kendisine bir misyon biçti ve üzerinde taşıyabildi. İngilizceyi öğrendi. Gitar çalmaya başladı. 4 yıl süreyle ülkesinde spor bakanlığı yaptı. UNICEF ve UNESCO’nun temsilcisi olarak çeşitli yardım kampanyalarına katılarak dünyayı dolaştı. “Tanrı beni bu yapabildiklerim nedeniyle zinde tutuyor.” diyen Pele Brezilyanın en büyüyk futbol kahramanıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R0s3S4JfwzI/AAAAAAAAAEU/nllhuoPo34c/s1600-h/maradona.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137260597395571506" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 287px; CURSOR: hand; HEIGHT: 415px" height="320" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R0s3S4JfwzI/AAAAAAAAAEU/nllhuoPo34c/s320/maradona.jpg" width="269" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Maradona’nın hikayesinin hazin yanı, belki de endüstriyelliğin ağırlığı altında kalması. 1982’de Barselona’ya transfer olduğunda ve kokainle yeni tanıştığı dönemlerde, İspanyollar için, “Beni sevmiyorlar. Onlara göre lanet Güney Amerikalının biriyim.” ifadesini kullanırken; Napoli’deki çöküş günlerinde her türlü cefayı uygun gördüğü eşiyle arasında geçen diyalogla isminin ağırlığı altında ezildiğini dışa vuruyor:&lt;br /&gt;-Beni terk edemezsin.&lt;br /&gt;-Neden? Maradona olduğun için mi?&lt;br /&gt;Maradona’nın inişli çıkışlı hayat yolculuğunda en büyük şansı; sürekli aldatmasına, kokainden vazgeçirme çabalarına, aşağılamasına rağmen, elini bırakmayan eşi. Futbolu bıraktıktan sonra kokain bağımlılığından kurtulması için yatırıldığı klinikte eşine söyledikleri bile, yalnızca bu filmi izlemek için yeterli. Bir futbol devinin yıkılışını; korkutucu bir gerçeklik içinde kabullenişi bu aslında. “Buradaki herkes deli. Birisi ben Napolyon’um diyor, herkes ona inanıyor. Diğeri, ben papayım diyor, herkes inanıyor. Ben Maradona’yım diyorum; ama kimse inanmıyor.”&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kokain sevdasından vazgeçemeyen ve bir gece kulübünden çıkışta, sevenlerinin acıyan bakışlarına maruz kalan Maradona’nın bitişi, menajeri Coppala’nın da tükenişi bir bakıma. Maradona’nın üzerinden elini çekmesini isteyen ailesine, Coppala’nın yanıtında yatıyor bütün anlam: “Bırakamam, onunla birlikte ben de tükeniyorum.” Maradona’nın, endüstriyel futbolun ilk kahramanı olduğunu gösteren en önemli ifadeyi ise kendisini futboldan kopardığı ve aşırı kilolarla tanıştığı dönemde, ABD 94 Dünya Kupası’nda oynamak üzere kendisini iknaya çalışan Arjantin Milli Takımı menajerine sarf ediyor: “ Maradona, Dünya Kupası’nda oynamazsa ne olur? FIFA dükkanlarını kapatır.” &lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;ŞİMDİ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Bir yaşayan bir efsane olan Pele’nin karşısında, saha dışında yapamadıkları nedeniyle en büyük serveti bedenini kaybetmek için elinden geleni ardına koymayan Maradona! &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Yeniden düşündünüz mü, hangisi daha büyük?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7907025760289681564-6372014799878077568?l=alp1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alp1.blogspot.com/feeds/6372014799878077568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7907025760289681564&amp;postID=6372014799878077568' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6372014799878077568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7907025760289681564/posts/default/6372014799878077568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alp1.blogspot.com/2007/11/hangisi-byk-hangisi-en-iyiydi-bugn.html' title=''/><author><name>Bilim Fen Teknoloji Kulübü</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09366490114556414233</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nG8IY-Be56w/R0s1i4JfwyI/AAAAAAAAAEM/pV-BKWXFjGY/s72-c/pele.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
