26 Kasım 2007 Pazartesi

HANGİSİ BÜYÜK?
“Hangisi en iyiydi, bugün oynasa hangisi daha iyi oyuncu olurdu?” gibi cevabı bulunamayacak sorular bir tarafa; iki karakterin, futbolun dışındaki kimliklerine odaklanmak bize hangisinin büyük olduğunun ipuçlarını verebilir.

Neredeyse hepimiz Pele’yi birkaç siyah-beyaz maç görüntülerinden hatırlıyoruz. Futbol gemisinin endüstriyelliğin sularına henüz girmediği; kazanmak ve kaybetmenin yalnızca saha içinde geçerli olduğu dönemdeki futbolculuk anlayışını İstanbul’da şu cümlelerle özetledi Pele: “Bugünkü oyuncular sadakatlerini kaybediyorlar. Çünkü basınla çok fazla ilişkileri var, çok fazla para söz konusu. Mesela, Fenerbahçe ile anlaşma imzalıyorlar. ‘Fenerbahçe’yi çok seviyorum’ diyorlar. Ertesi gün Real Madrid’e gidiyorlar. Yine ‘Takımımı çok seviyorum’ diyorlar. Bu, gelecek için biraz endişe verici...” Pele’nin tarif ettiği samimiyetsizliğin bugünkü karşılığı profesyonellik: “Bazı şeyleri konuşmak için henüz erken. Ben bir profesyonelim.”

Pele Futbol dan sonra kendisine bir misyon biçti ve üzerinde taşıyabildi. İngilizceyi öğrendi. Gitar çalmaya başladı. 4 yıl süreyle ülkesinde spor bakanlığı yaptı. UNICEF ve UNESCO’nun temsilcisi olarak çeşitli yardım kampanyalarına katılarak dünyayı dolaştı. “Tanrı beni bu yapabildiklerim nedeniyle zinde tutuyor.” diyen Pele Brezilyanın en büyüyk futbol kahramanıdır.


Maradona’nın hikayesinin hazin yanı, belki de endüstriyelliğin ağırlığı altında kalması. 1982’de Barselona’ya transfer olduğunda ve kokainle yeni tanıştığı dönemlerde, İspanyollar için, “Beni sevmiyorlar. Onlara göre lanet Güney Amerikalının biriyim.” ifadesini kullanırken; Napoli’deki çöküş günlerinde her türlü cefayı uygun gördüğü eşiyle arasında geçen diyalogla isminin ağırlığı altında ezildiğini dışa vuruyor:
-Beni terk edemezsin.
-Neden? Maradona olduğun için mi?
Maradona’nın inişli çıkışlı hayat yolculuğunda en büyük şansı; sürekli aldatmasına, kokainden vazgeçirme çabalarına, aşağılamasına rağmen, elini bırakmayan eşi. Futbolu bıraktıktan sonra kokain bağımlılığından kurtulması için yatırıldığı klinikte eşine söyledikleri bile, yalnızca bu filmi izlemek için yeterli. Bir futbol devinin yıkılışını; korkutucu bir gerçeklik içinde kabullenişi bu aslında. “Buradaki herkes deli. Birisi ben Napolyon’um diyor, herkes ona inanıyor. Diğeri, ben papayım diyor, herkes inanıyor. Ben Maradona’yım diyorum; ama kimse inanmıyor.”

Kokain sevdasından vazgeçemeyen ve bir gece kulübünden çıkışta, sevenlerinin acıyan bakışlarına maruz kalan Maradona’nın bitişi, menajeri Coppala’nın da tükenişi bir bakıma. Maradona’nın üzerinden elini çekmesini isteyen ailesine, Coppala’nın yanıtında yatıyor bütün anlam: “Bırakamam, onunla birlikte ben de tükeniyorum.” Maradona’nın, endüstriyel futbolun ilk kahramanı olduğunu gösteren en önemli ifadeyi ise kendisini futboldan kopardığı ve aşırı kilolarla tanıştığı dönemde, ABD 94 Dünya Kupası’nda oynamak üzere kendisini iknaya çalışan Arjantin Milli Takımı menajerine sarf ediyor: “ Maradona, Dünya Kupası’nda oynamazsa ne olur? FIFA dükkanlarını kapatır.”

ŞİMDİ
Bir yaşayan bir efsane olan Pele’nin karşısında, saha dışında yapamadıkları nedeniyle en büyük serveti bedenini kaybetmek için elinden geleni ardına koymayan Maradona!
Yeniden düşündünüz mü, hangisi daha büyük?

0 yorum: